Ye, Dua et, Sev...Güzel bir film…

Anasayfa » Makaleler » Ye, Dua et, Sev...Güzel bir film…
share on facebook  tweet  share on google  print  

Ye, Dua et, Sev...Güzel bir film…

"Makaleler" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
Ye,

Bir arkadaşım kızıma şöyle bir soru sordu: “Sen okuyarak mı, izleyerek mi öğrenirsin?” Ben kendim için bu sorunun cevabını bulmaya çalıştım. Sanırım ben izleyerek daha iyi hissedenlerden, yazarak daha iyi düşünenlerdenim.

Hafta sonu annem ve eşimle bir film izlemeye gittik. Film oldukça ağır tempolu başladı, ilk yarının sonralarına doğru “Ne kadar da uzunmuş!” dedirtecek kadar üzerime ağırlık çöktüğünü söyleyebilirim. Ama filmden çıkınca ve üzerimdeki etkilerini düşünmeye devam ettiğim günler boyunca duygu ve düşüncelerim çok derinleşti. Hepimizin hayatımızın belli döneminde yapmamızın icap ettiğini düşündüğüm sıradan bir yaşam sorgulaması bu kadar güzel anlatılabilirmiş kanaati oluştu bende.

Film orta yaşı dönmüş bir hanımın hayatın anlamını aradığı bir yolculuk ile alakalıydı. Hanım sahip olduklarıyla tatmin bulamamış, içinde yapamadıklarına dair özlemler taşıyan, yapmak istediklerinin onu istediği sonuca taşıyıp taşıyamayacağını bilmediği halde klasik öğretiyle mücadeleye karar verip kendini aramaya çıkan birisi. Yani bizler gibi hisseden ama cesurca davranan birisi. Filmin ilk bölümünde hanım radikal bir kararla o an meşgul olduğu her şeyi bırakıp, sanırım huzur diye tanımlayabileceğim bir şeyleri aramaya koyuluyor.

Filmin bir sonraki bölümünde kendisini tamamen anın yaşandığı, duyguların özgürce hissedilip ifade edildiği, zevk duygusunun suçluluk duygusuna yenik düşmediği ama tüm bunların belli ahlaki normlar çerçevesinde yaşandığı bir ortama gidiyor; İtalya. İtalyanca onun için duyguların özgürce yaşanıp ifadede edilebilmesinin anahtarı, bir hayat felsefesi. Kalori hesabı yaparken, neyin sağlıklı olup olmadığı kaygısıyla hayatı algılarken, ya da birkaç fazla kiloya mal olabilecek küçük ve zevkli kaçamakların neden olduğu suçluluk duygusuyla boğuşurken yitirdiği “hayatın küçük nimetlerinden zevk alma sanatını” İtalyan yemekleriyle öğreniyor. Ağzının şapırtısına, dudaklarının sosla kirlenmesine ve aldığı kilolara aldırmadan makarna yiyor, pizza yemek için bir büyük beden pantolon giymeye razı oluyor. Bu arada aile ve dostluk kavramını farklı bir şekilde idrak etmeye başlıyor. Hatalar da dahil olmak üzere beraberce bir şeyleri paylaşmanın güzelliğini keşfediyor gecikmiş bir Şükran yemeğinde. Ayrıca İtalyan yaşam felsefesinin önemli bir bölümünü oluşturan bir sırrı çözüyor: hiçbir şey yapmamanın huzuru.

Bir sonraki bölümde kahramanımız zihni berraklaştırmak, dinlendirmek, zihin kontrolü ile bedenine hükmetmek kavramlarıyla tanışıyor Hindistan’daki Budizm öğretisinde. Bu arada geçmişiyle yüzleşme cesaretini gösteriyor ve önce kendisini, sonra geçmişindeki diğer insanları affedebilmeyi öğreniyor. Artık geçmişi sürekli sırtında taşıdığı, kendisini suçluluk duygusu içerisinde kıvrandıran özellikte algılamıyor.

 

Bir sonraki bölümde tüm benliği ile yani sadece dudaklarıyla değil, kalbi de dâhil olmak üzere tüm uvuzlarıyla ve maneviyatıyla gülümsemeyi - sevgiyi öğreneceği bir bilgenin ortamına ulaşıyor; Bali. Bilge ona tüm bu öğrendiklerinin bir sentezini yapması gerektiğini söylüyor. Dünyaya dört ayakla basmak ve yürekle görmek kavramlarını anlatan bir çizim veriyor kahramanımıza. Dünyaya dört ayakla basmanın manevi gelişim sırasında dünyadaki yaşamdan, zevkler ve sorumluluklardan vazgeçmemek anlamını taşıdığını ifade ediyor.  Hanım bu bölümde, çocuklarını çok seven bir baba kimliği taşıyan, boşandığı eşiyle yaşadıklarını kalbinde hüzünlü bir anı olarak saklayan bir beyle tanışıyor. Onunla olan ilişkisi bir insanın kendini sevebilmesi için bir başkasını sevmeyi öğrenmesi gerektiğini öğretiyor. İşte bu arada hanım İtalyanca öğrenirken fonetiğine hayran olduğu “Karşıya geçmek” kelimesini hayatını yaşamasına izin vermeyen bir kilidin anahtarı olarak kullanıyor ve tüm korkularını arkada bırakarak hayatını bir başkasıyla beraber yaşamak üzere değiştirme kararı alıyor. Bu arada hayatın zorlukları içerisinde çocuğu ile tek başına çırpınan boşanmış bir hanıma, onu hiç tanımıyor oldukları halde, bir karşılık beklemeksizin yardım etmeleri için arkadaşlarına vesile oluyor. 

Ben bu filmde neler buldum? Bir kısmımız yaşadığımız toplumun kafalarımızda tabulaşmış olan klasik öğretisiyle kısıtlanmış hayatlarımızı kontrol edebilme çabası içerisindeyiz. Bir kısmımız ismini koyamadığı bir arayış içerisindeyiz. İçimizdeki bir arzuyu tatmin etmek, kim olduğumuz, ne için yaşadığımız sorularına cevap bulmak uğraşısı veriyoruz. Temel gayemiz, ulaştığımız zaman huzuru bulacağımız şeye kavuşmak. Böylece bize sunulan her imkânı ahlaklı, verimli ve zevkli bir şekilde değerlendirmenin keyfini sürmek, ulaşılabilir beklentilerle hayatımızı keyifle yaşanılabilir kılmak, yaşamın tanımını “Sahip olduğumuz değerleri, aklımızı ve diğer donanımlarımızı evrensel ahlaki normlar çerçevesinde kullanıp huzurlu-mutlu-sağlıklı var olabilme sanatıdır.” diye yapabilmek. Tüm bunlara ulaşmak için kanaatimce gerekli olan anahtar kelimeler; farkına varmak, istemek, inanmak, mücadele etmek, doğru zamanda doğru şekilde ve doğru kaynaktan destek almak. “Tatminkâr” kelimesinin benim için anlamı mutluluk. Mutluluk kelimesinin içerisinde algıladığım değerler ise huzur, adalet, dürüstlük, cesaret, fedakârlık, paylaşmak, verimlilik.

 

Kaynak : Dr.Ayşe Nur Okçu
Tür : Yaşam Tarih : 10.12.2010
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
e-bülten üyeliği
Ad Soyad
e-posta