Fazla kilolu olmak ne demektir?

Anasayfa » Makaleler » Fazla kilolu olmak ne demektir?
share on facebook  tweet  share on google  print  

Fazla kilolu olmak ne demektir?

"Makaleler" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
Fazla

Fazla kilolu olmak ne demektir?
 

Fazla kilolu olmanın farklı parametrelerin kullanılarak hesaplandığı bilimsel tanımları var.

Bunlardan bir tanesi fazla kilolu olmayı kişinin ağırlığın ideal kilosunun %120’sinden fazla olması hali olarak tanımlanıyor. İdeal kilo ise boya göre hesaplanıyor. Formülü şöyle:

Boy-100-((Boy-150)/4) 

1.70 cm boyundaki bir kişiyi örnek olarak ele alalım. Bu formüle göre ideal kilosu 65 kg’dır. Kilosunun %120’si ise 78 kg’dır.

Sadece boy göz önünde bulundurularak yapılan ideal kilo hesaplaması çok tatminkâr gözükmüyor. Özellikle hanımlar cephesinden konu ele alındığında 1.70 cm boyundaki bir hanımın 65 kg’da olması halinde kendisin biraz toplu hissedeceğini düşünüyorum.

Fazla kilolu olmayı hesaplamaya yarayan günümüzde daha çok kullanım alanı bulan bir başka ölçüm ise beden kitle indeks hesaplamasıdır.  Beden kitle indeksinin vücudun kg olarak ağırlığının, boyun metre cinsinden karesine bölünmesiyle elde edilir. Vücut yağını %70 doğrulukla ortaya koyması bakımından önemli bir parametredir. Bu indekse göre vücut ağırlığının değerlendirmesi şu şekilde yapılır;

·         18.5 kg/m²’den düşük ise zayıf

·         18.5-24.9 kg/ m² arası normal

·         25-29.9 kg/ m² arası toplu

·         30-34.9 kg/ m² arası evre 1 (hafif dereceli) şişmanlık

·         35-39.9 kg/ m² ise evre 2 (orta dereceli)şişmanlık

·         40 kg/ m² ve üstü ise evre 3 (aşırı derecede)şişmanlık 

Bu arada her ağırlık fazlalığı fazla kiloluluk anlamında değildir. Vücutlarını egzersizlerle geliştiren kişilerde kas gelişimine bağlı ağırlık fazlalığı söz konusu olabilir. Sağlık açısından önem taşıyan fazla kiloluluk, sağlığı bozacak şekilde aşırı miktarda yağ birikiminin olduğu durumlardır. Bu nedenle fazla kiloluk vücutta biriken yağ oranı ile beraber yorumlanır. Kişinin cinsiyetine ve yaşına göre vücudunda biriken yağ miktarının normal sınırların üzerine çıktığı fazla kiloluk hali, sağlık açısından tehdit edicidir. Erkek ve kadınların yağ oranları için kabul edilen sınırlar şu şekildedir;

·         Erkeklerde vücut ağırlığının %15-18, kadınlarda vücut ağırlığının %20-25’ni yağ oluşturur.

·         Erkeklerde bu oranın %25 ve kadınlarda %30-35’i aşması hali sağlıksız fazla kiloluktur.

Yukarıda izah edilenin tam tersi de söz konusu olabilir. BKİ 19 olan bir kişinin kısa bir süre içerisinde BKİ 24 oluncaya kadar kilo alması da sağlıksız kilo fazlalığı anlamına gelir. Dolayısıyla sadece rakamlarla sınırlı kalınarak yapılan bir yorumlama yeterli değildir. 

Bir de kişinin bilimsel verileri normal sınırlarda olmasına rağmen kendisini fazla kilolu hissettiği durumlar vardır.   Özellikle genç hanımlarda rastlanılan bu durum kişi açısından ciddi duygusal ve zihinsel problemlere yol açabilir. Sağlığın korunabilmesi için bu tarz düşünce geliştirmiş olan kişilere ayrı bir yaklaşım gerekmektedir.

 

Fazla kilolu olmanın tipleri var mıdır? Bu tiplemenin sağlık açısından önemi nedir?

Yağın vücuttaki dağılımına göre erkek veya kadın tipi fazla kiloluluktan bahsedilir:

·         Erkek tipi yağlanma (elma tipi veya kemer üstü veya android tip yağlanma): yağ karında, göbekte, iç organlar etrafında toplanmıştır. Dejeneratif hastalıklar (AS, DM) bu tip şişmanlıkta daha sık görülür. Ciddi hastalıklar açısından daha yüksek risk taşıyan bu tip yağlanmaya sahip kişileri belirlemek için bel çevresi ölçümünden yararlanır. Erkeklerde 102 cm, kadınlarda 88 cm’den fazla bel çevresi ölçümü kişinin yüksek risk grubunda olduğunu düşündürür. Ayrıca BKİ’leri 35 kg/m2’nin üzerinde olanlar yine bu tip hastalıklar açısından risk grubundadır.

·         Kadın tipi yağlanma (armut tipi veya kemer altı veya jineoid tip yağlanma): yağ cilt altında ve kalçalarda birikir.

Kalp hastalığı başta olmak üzere dejeneratif hastalık gelişimi için yüksek risk grubundaki fazla kiloluları belirleyen parametreler şunlardır:

·         Bel çevresi ölçümü 102 cm’den fazla olan erkekler ve 88 cm’den fazla olan kadınlar.

·         BKİ’ nin 35 kg/m2’den fazla olanlar.

 

Prof. Dr M Ata’ya göre obezite tekrarlayan bir hastalıktır ve yaygınlığı nedeniyle salgın hastalık halini almıştır.

·         Giderek yaygınlaşan kolay ve hareketsiz yaşam tarzı, yanlış beslenme alışkanlıkları nedeniyle obezite salgın hastalık gibi yayılmaktadır.

·         Tekrarlar çünkü düzenli beslenme ve yeterli egzersizin bırakılması halinde tekrar kilo alınır.

·         Gelişmiş ülkelerde gelir seviyesi düşük kişilerde, az gelişmiş ülkelerde orta ve yüksek gelirli kesimlerde daha sık görülür.

·         Enerjisi yüksek, kolay hazırlanan ve ucuz yiyeceklerin tüketimi nedeniyle şehirlerde köylere göre daha yaygındır. Son yıllarda köylerde de beyaz ekmek tüketiminin artmasıyla obezite oranında artış olmuştur.

·         Gebelik, laktasyon, postmenapozal dönemdeki kadınlarda daha sıktır. Gebelik sayısı arttıkça obezite oranı artar.

·         Dünyada 315 milyon insan fazla kilolu, 750 milyon insan toplu, yani 1.1 milyar insan toplu veya obezdir.

·         Türkiye’de aşırı kilolu (toplu) oranı %41 ve obizete oranı %25.2 olarak saptanmıştır.

·         Kilo alıp vermenin tekrarlanması, bazı hormonları, mineralleri ve kalp ritmini etkileyerek sağlığı tehdit edebilir.

            

Çocukluk çağında obezite:

·         Çocuklar arasında son yıllarda obezite oranında ve buna bağlı Tip II DM hastalığının ortaya çıkış oranında artış olmuştur.

·         Hareketsiz yaşam tarzı, karbonhidrat ağırlıklı yanlış beslenme, reklamların yanlış beslenme tarzını özendirmesi gibi olumsuz çevre şartları ve genetik yük sebep olmaktadır.

·         Günde 2 saatten fazla televizyon başında oturan çocukların %52’si toplu ve %28’i obezdir.

·         Genetik yük (anne ve babanın fazla kilolu oluşu, DM’lu anneden doğma): kalıtımın %35-50 oranında rol oynadığı biliniyor.

·         Ailede fazla kilolu var ise

o   Anne ve babası aşırı kilolu çocukların %80’i

o   Anne veya babasından biri aşırı kilolu olan çocukların %40’ı

o   Anne ve babası normal ağırlıkta olan çocukların %10’u erişkin dönemde fazla kilolu olmaktadır.

·         3-10 yaşlar arası aşırı kilolu çocukların %50’sinde erişkinlik döneminde aşırı kilolu olma riski vardır.

·         Ergenlikte aşırı kilolu olanların %70-80’ninde ileri yaşta aşırı kilolu olma riski vardır.

·         Çocukluk çağında obezite riskini artıran faktörler;

o   Doğum kilosunun fazlalığı

o   Annenin gebelikte sigara tüketmesi

o   Katı gıdalara erken başlama

o   Anne ve babanın fazla kilolu oluşu

o   Ailenin sosyoekonomik yetersizliği

o   Günde 1.5 saatten, haftada 11 saatten fazla TV başında oturmak

o   Okulda spora katılmamak

o   Ev dışında oyun oynamamak

o   Araba ile her gün 2 saatten fazla yolculuk yapmak

o   Kardeşsiz olmak

o   Bebeklik dönemindeki beslenme hataları:

§  Anne sütünün alınmaması kilolu olma riskini artırır.

§  6 aydan önce ek mamaya başlamak, sık muhallebi yedirmek, hazır mamaya bebe bisküvisi, bal ve şeker koymak

Baş çevresi küçük olanlarda fazla kiloluluk riski yüksektir                         

Fazla kilolu olmanın sebepleri nelerdir?

Fazla kilonun nedeni vücuda alınan enerjinin harcanamamasıdır. Vücuda giren enerjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda ortaya çıkan bir sorundur. Enerjinin ihtiyaçtan fazlası yağ olarak depolanıp fazla kiloya sebep verir.  

Enerjinin ölçü birimi kaloridir. Aynı tanımı kalori ifadesini kullanarak yapacak olursak; kilo almak vücuda kazandırdığımız kalorilerle harcadıklarımız arasındaki dengenin kazandırdıklarımız lehine bozulmasıyla vücutta sürekli fazla kalori kalmasının sonucudur.

Vücuda giren enerjinin, harcanana göre fazla olmasının ana sebepleri:

·         Fazla enerji alımı

o   Yanlış beslenme alışkanlıkları

o   Aşırı alkol kullanımı

o   Sigarayı bırakmaya bağlı iştah artması

o   Duygusal yeme

·         Enerjiyi harcayamamak

o   Yetersiz metabolizma

o   Hareketsizlik

Fazla kilolu olmaya neden olan mekanizmalar:Çok fazla yeme

o   Açlık-tokluk hissine göre yeme alışkanlığını kazanamamış olma

o   Tokluk hissini oluşturamama: hızlı yemek, büyük lokmalarla yemek,  çiğnememek, çatal kaşığı hiç elinden bırakmamak, bir eylem sırasında yemek (örneğin TV seyrederken veya kitap okurken)

o   Sürekli açlık hissine sahip olma: öğün atlamak, öğün aralarında devamlı atıştırmak, yetersiz ve dengesiz beslenme nedeniyle sürekli açlık hali (tek gıdaya dayalı diyetler)

o   Duygusal yeme:

§  Stres, depresyon, üzüntü ve sıkıntı nedeniyle yeme (atıştırma, tıkanırcasına yeme krizleri, gece atıştırmaları)

§  Psikososyal nedenler: erken yaşta ana-baba kaybı, kronik depresyon, evlilik sorunları, göç, emeklilik, gece vardiyasında çalışma

§  Zayıflamayı takıntı haline getirenlerde uzun süreli yememe veya yemeyi kısma dönemleri sonrası aşırı yeme dönemleri olur.

 

o   Geç saatlerde yeme, akşam yemeğinden sonra yatıncaya kadar sürekli bir şeyler yeme

o   Az su içme: Susuzluğu açlıkla karıştırma

o   Vücut için zararlı olanı reddetme alışkanlığının olmaması: dışarıda sık yeme, damak zevkine düşkünlük, şekerli gıdaları reddetmeme

Yetersiz metabolizma:

·         Gıdaların metabolize edilmesine engel olan beslenme hataları

o   Vücut için gıda özelliği taşımayan, toksik özellikteki gıdalarla beslenme alışkanlığı

o   Geç saatlerde yeme

o   Su ile ilgili: az su içmek, yemeğin hemen öncesinde-yemek sırasında veya hemen sonrasında su içmek, metabolizma için gerekli kalitede olmayan su içmek

·         Hormonal problemler

o   Hipotiroidi: metabolizma az çalışır, kan yağları yükselir ve kilo alınır. Ayrıca unutkanlık, halsizlik, yorgunluk, el ve yüzde şişme şikâyetleri olabilir.

o   İnsülin yüksekliği (insülin rezistansı): Kilo almanın ve zayıflayamamanın en önemli nedenlerinden birisi kanda insülin hormonu yüksekliği olup bu durum yağların yakılmasına engel olur, depolanmasını artırır. Yüksek insülin kan şekerinde düşmeye neden olarak kişinin fazla yemesine sebep verir. Kilo vermek, spor yapmak, akılcı karbonhidrat seçimi yaparak kanda insülin hormonunu yükseltmeyecek şekilde beslenmek çözüm için gereklidir.  Aksi takdirde yapılan diyetlerle kilo verilir ama geri alınır.

o   Reaktif hipoglisemi: yemek sonrası kan şekeri düşer ve tatlı yeme ihtiyacının doğmasıyla kilo alınır.

o   Aşırı kortizol üretimi: özellikle ense ve karında aşırı yağ depolanması olur. Kortizol yağların yakılmasına engel olur, depolanmayı artırır. 

o   PCOS: insülin rezistansı gelişir. Çoğunlukla fazla kilo ve DM eşlik eder.

o   Prolaktinoma: kilo artışıyla beraber, adet bozuklukları, tüylenme ve memeden süt gelmesi şikâyetleri olur.

·         Kan kalsiyumunun düşük oluşu

Bebeklik dönemindeki beslenme hataları:

o   Anne sütünün alınmaması kilolu olma riskini artırır.

o   6 aydan önce ek mamaya başlamak, sık muhallebi yedirmek, hazır mamaya bebe bisküvisi, bal ve şeker koymak

o   Baş çevresi küçük olanlarda fazla kiloluluk riski yüksektir

Yaşamın belli dönemleri:

o   Gebelik, laktasyon, postmenapozal dönem (östrojen hormonunun azalması nedeniyle)

o   5-7 yaş

o   Ergenlik

o   Erken erişkinlik (25-35 yaş)

o   Emeklilik

o   Yaş arttıkça kilo alımı kolaylaşır: kanda insülin ve kortizol hormonlarının yaşla beraber artması sebeptir .

o   Başarılı kilo vermenin ardından gelen dönem

Genetik yük: %35-50 oranında rol alıyor. Diyabetli annesi olanlarda da fazla kilolu olma olasılığı yüksek.

o   Anne ve babası aşırı kilolu çocukların %80’i

o   Anne veya babasından biri aşırı kilolu olan çocukların %40’ı

o   Anne ve babası normal ağırlıkta olan çocukların %10’u erişkin dönemde fazla kilolu oluyor.

İlaçlar:

o   Doğum kontrol hapları

o   Kortizon

o   Antidepresan ve diğer psikiyatrik ilaçlar

o   Beta blokerler

o   İnsülin tedavisi

o   Epilepsi ilaçları

o   Antihistaminikler

     Gece yeme sendromu;

·         Bir günde yenen gıdanın %25-50’sinin akşam yemeği ile sabah arasındaki sürede yenmesi durumu.

·         Bu kişiler sabah kahvaltısı yapmak istemezler, iştahları yoktur.

·         Uykuya dalmada zorluk çekerler. Uyku bozuklukları ve uyku apnesi gözükür.  Gece yeterli uyuyamadıkları için sabahları sersemlemiş ve öfkeli olarak uyanır, gün boyu uykulu gezerler.

·         Gece uykudan uyanır ve mutfağa koşarak kontrolsüz yemek yerler

·         Genellikle stresli kişilerde görülür.

·         Bu kişilerde kortizol hormonu ve beyinden salgılanan CRH hormonunun salgılanması ve strese verdiği cevapta anormallik vardır.

·         Psikoterapi, kas gevşeme eğitimleri, egzersiz tedavide kullanılabilir. Şeker yükü fazla olan reçel, bal, beyaz ekmek, patates, beyaz pirinç gibi gıdalar alınmamalıdır. Gece 22.00’de yatmak ve stresten uzak durmak çözümün bir parçası olabilir.

Tıkanırcasına yemek (binge eating):

·         Psikiyatrik hastalıktır. Sıklıkla depresyon belirtileri varır. Psikolog veya psikiyatrdan yardım almak gerekebilir.

·         Kontrol edilemeyen aşırı yeme nöbetleri vardır.

o   Genellikle nöbetler gece ortaya çıkar.

o   Nöbetlerin iki özelliği vardır;

§  Belirli bir zamanda başka kişilere nazaran çok yemek

§  Nöbetlerde yemek yemeyi kontrol edememek

o   Nöbetlerin sıklığı fazla kilolu olmanın derecesiyle paralel artar.

o   Haftada en az iki kez nöbet yaşanması ve bu durumun en az 6 ay sürmesi tanı için gereklidir.

·         Fazla kiloluların %1.3-30.1’inde bu durum vardır.

     İştahın kontrol mekanizması:

Yemeğe başlama öğrenilmiş bir olaydır. Çevre (gıdanın görünümü, kokusu, lezzeti, sosyal ortam) ve vücuttan gelen uyarılar (açlık hissi), psikolojik etkiler yemek yemeği başlatabilir. Yemeğe başlamanın hormonlarla ilgisi yoktur, açlık olmadan da yemek yenilebilir.  İnsanların bir kısmı tok halde yemeye devam eder. Bir kısmı stresli-huzursuz-üzgün olduğunda yemek yer. Şeker yükü fazla gıdaların tüketimi ile kanda insülin hormonun ani yükselmesiyle tekrar acıkılarak yemek yenilebilir. İştah ve tat oluşumunda genlerin de tesiri vardır.

Yemeği sonlandırma hormonal bir olaydır. Midenin şişerek gerilmesi ve barsaklardan salgılanan hormonlar doygunluk hissi yaratarak yemeği sonlandırır. Alınan gıdaların içeriği de tokluk hissinde etkilidir. Proteinler ve posalı gıdalar en fazla tokluk hissini verir. Yağlar doygunluk sağlamaz aksine yemeğin tadını artırarak daha fazla yemek yemeye neden olur.

Çeşitli uyarılar beyni etkileyerek yemek yemeyi başlatır, devam ettirir veya durdurur;

o   Hipotalamus

o   İnsülin

o   Kan şekerinin azalması veya artması

o   Yağ dokusundan salgılanan leptin hormonu

o   Mide ve barsaklardan salgılanan hormonlar

o   İştah ile ilgili uyaranlar.

Beyindeki açlık ve tokluk merkezleri;

o   Hipotalamustaki arkuat nukleus, vücuttan gelen uyarıları alıp beynin diğer merkezlerine yönlendirerek beslenmeyi düzenleyen doyum merkezidir. Leptin ve insülin buraya etki ederek iştah üzerine etkili olur.

o   Hipotalamusun lateral bölümleri yemek yeme merkezi olup bu bölgenin hasarlanması halinde aşırı yeme, açlık hissi ve obezite ortaya çıkar.

Açlık ve toklukta salgılanan hormonlar;

o   Kalın barsaktan salgılanan PYY3-36 hormonu doygunluk hissi verir.

o   Mideden salgılanan Ghrelin hormonu yemekten önce salgılanarak yemeyi başlatır.

o   Yağlardan salgılanan leptin hormonu ve insülin iştah ve kilo alıp vermede birlikte kilit rol oynar.

o   Kan şekeri düşünce, adrenalin ve daha sonra glukagon salgılanır. Bu hormonlar karaciğer ve kaslardan depo glukoz olan glikojenin kana verilmesini sağlayarak kan şekerini dengelemeye çalışırlar. Ayrıca bir miktar proteinin de şekere dönüştürülmesi ile bu denge oluşturulmaya çalışılır. Yağlar şekere dönüştürülemez (şekerin fazlası yağa dönüştürülerek depolandığı halde), uzun açlıklarda yağ asitleri yanmaya başlar. Bu arada kan şekerinin yükselmesiyle insülin ve leptin hormonları azalır. Yağ asitlerinin yanmasıyla, keton adlı diğer yağ asitleri oluşur ve beyin tarafından kullanılmaya başlanır. Ketonlar açlık hissini artırırlar.

o   İştah ve uykunun düzenlenmesinde rol oynayan seratonin, beyinde opioid reseptörlere bağlanarak mutluluk ve tatmin duygusu oluşturur. Stresli durumlarda beyinde seratonin azalır ve beyin doyuma ulaşmak ihtiyacı nedeniyle kişiyi seratoninin salgılanmasını artıcı gıdalara yöneltir. Serotoninin salgılanmasına neden olan faktörlere bakılınca, hepsinin kilo artışına sebep olduğu anlaşılmaktadır.

o   Karbonhidrat tüketimi halinde veya atıştırmalar sırasında insülin ile beraber bir miktar salgılanır.

o   Çikolatada bulunan triptofan adlı aminoasit beyinde seratonine dönüşür.

 

İnsülin ve seratonin hormonlarının kontrol altına alınması kilo kontrolü için önemlidir. Düzenli seratonin salgısı için düzenli uyumak ve stres faktörlerinden uzak durmak gereklidir.

Kaynak : Dr.Ayşe Nur Okçu
Tür : Sağlık Tarih : 13.10.2010
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
e-bülten üyeliği
Ad Soyad
e-posta